2 Kasım 2013 Cumartesi

BABAMIN CİVATALARI



Bu civatalar babamın iş yerindeki makinelerinden çıkma. Koca koca demir yığını makine ve kalıpların bağlantı parçaları. Birer endüstriyel vintage örnekleri.


Bu çeşit objelerin cool havası benim çok hoşuma gidiyor. Biraz dantel ile de bu cool havayı yumuşatıp romantik bir dokunuş sağladım. 


İkea'nın kağıt metresi, dantel parçaları, kurdele ile süslediğim civataları mumluk ve kağıt ağırlığı olarak kullanmayı düşünüyorum.




11 Ekim 2013 Cuma

80'LERDEN





Sene 1986 yazı ve ben lise2 den lise3 e geçmiştim. Temmuz ayı sonları ve üniversite kursuna başlamak için ağustosun 15'ini bekliyorum. En küçük kardeşim bu sırada ağır bir zaatüre geçiriyor ve hastanede yatıyor. Anlıyacağınız üzre çok sıkıntılı bir dönem geçirmekteyim. Hastaneye anneme gideceğim bir cumartesi günü sıkıntıdan biraz televizyon seyredeyim dedim. Televizyonda bir filme rastladım. Adı Pretty İn Pink. Film beni bir sardı ki sormayın herşeyi unuttum. Hastaneymiş hastalıkmış, üniversite sınavıymış herşeyi unutturdu bana. Ama bir sahneyide hiç unutmadım. Yukarıdaki sahne. Unutmadığım şeyde kızın yakasındaki iğne tabi. Valla o günden beri ben bu sahneyi hiç unutmadım. Dün bloglarda dolaşırken bu filmi post yapmış bir bloga ratsladım. Tabiki bendeki sevinci düşünün. Eski çocukluk arkadaşıma rastlamış gibi oldum. Yıllar önce beni benden alan flim bugünde beni benden aldı. Sizinde böyle sevinçleriniz oluyor mu?


5 Ağustos 2013 Pazartesi

BAYRAM ŞEKERİ


Malum iki gün sonra bayram. Şeker bayramıya şekerlerimizi alalım diye markete gittim. Bu çilek şeklinde sarılmış şekerleri görünce hemen aldım tabi.



Maksadım şekerler değil ambalaja vuruldum.
Çocukken topladığım şekerlerin kağıtlarını atmaz toplardım. Kıvırır çiçek yapar defterlerime yapıştırırdım. Kağıt bebeklerime elbise etek yapardım. Çocukluk günlerimi düşüne düşüne eve geldim.



 Aklıma şekerleri ipe dizmek geldi. Hemen işe koyuldum. Adına ne diyeyim bilemedim.



İpe dizilmiş şekerlerimi bir tüle iliştirdim,




bir sehpa üzerine koydum ,




bir kütüphaneye astım,



bir masa üstüne koydum. 
Daha neler yapacağım aklımda birsürü fikir var. Malzeme güzel olunca çok şirin işler ortaya çıkıyor. Sizlerin fikirlerinide almak isterim.
Ben bu çilekleri çok sevdim.  

27 Temmuz 2013 Cumartesi

İSİM ETİKETİ



Ramazan geldiğinden beri  havalarında sıcak olması sebebiyle sık sık cola almaya başladık. Halbuki biz öyle cola içen birileri değildik. Sıcaklardan içimiz yanıyor ve iftarda cola iyi gidiyor.
Kötü bir alışkanlık olduğuna katılıyorum ama ramazandan sonra bizde unuturuz bence cola içmeyi.
Neyse bardaklara cola doldururken keşfettim etiketini.


Hemen zarar vermeden şişeden çıkardım ve çatal bıçak kısımlarının bulunduğu alanı kestim.


Ailenin isimlerini yazıp çıktı aldım ve coladan kestiğim etiketleri üzerine yapıştırıp kestim.


İşte sofram için çok şık isim kartlarım oldu.

23 Temmuz 2013 Salı

GEÇMİŞTEN


Bir önceki postumda belirtiğim gibi bu sıralar kanaviçe işi yapmaya pek bi meraklandım. İnsan istedikçe ayağına gelir derlerya bu çok doğru. Dün eski ingilizce kitaplarıma bakarken arasından çıktı bu kanaviçe örneği. Üniversitede bir arkadaşım vardı. Annesi ona bir kazak örmüştü. Kazağın önünde bu kanaviçe örneği işli idi. Siyah kazak üzerine kırmızı gül ve yeşil yapraklar. Kazak v yakalı idi arkadaşım içine yakası dantelli tişört giyiyordu. Benimde çok hoşuma gidiyordu. Ozaman hatırlıyorum örneği banada getirde bende öreğim demiştimde oda getirmişti.


Kitap arasında bulduğum bu örnek onun kazağının örneği. Yıllar sonra önüme çıkınca hem o günleri hatırladım hemde kanaviçe sevdamın arttığı bu günlerde hoş bir süpriz oldu. Benim için kitaplar arasından  karşıma çıkanlar eski günleri hatırlamama sebep olup, yüzümü güldürüyor günümü aydınlatıyor. Herkesinde günlerinin bu şekilde aydınlanması ümidi ile.   


15 Temmuz 2013 Pazartesi

KANAVİÇE




Annem daha ilkokula giderken öğretmişti bana kanaviçeyi bugünkü adıyla çarpı işini. Hep hatırlarım ilkokul 4. sınıfa giderken elişi dersinde ödev vermişti öğretmenimiz. Serbestsiniz bir şeyler yapıp getirin demişti. Bende etamin bir peçete işlemiştim. İnanmamıştı benim yaptığıma. Ertesi gün iğne iplik getirip göznünün önünde tekrar işlemiştim etaminide öyle inanmıştı. Ortaokulda da ev ekonomisi dersinde buzdolabı örtüsü işlemiştim de en yüksek notu almıştım.



Ben çok seviyorum çarpı işini. Çeşitli bloglar da ve Pinterest te görüyorum heryer de uyguluyorlar. Tahta bir bankta, sehpa üzerinde, bir cafenin duvarında dekoratif amaçlı gibi çok çok örnek var.


Bu örnekleri gördükçe bende değişik malzemeler üzerine kanaviçe nasıl işlerim diye düşünmeye başladım.  
Tantitoni'den aldığım silikon bardak kapağının ambalajı aklıma geldi. Çanta şeklinde çok şık ayrıca asetat gibi sert bir plastikten yapılmış olan bu ambalaj tam bu iş için biçilmiş diye düşünüp işe koyuldum.


Kareli bir kağıda işleyeceğim modeli çizdim ve kağıdı plastik çantanın üzerine yapıştırdım. İğne ile karelerin üzerinden delerek karolajı ambalajın üzerine geçirdim. Daha sonrada işlemeye başladım ve ben bu işi çok sevdim. Çok amaçlı silikon kapak ambalajıda çok şık bir kutuya dönüştü.


 Şimdi etrafta bu işi uygulayabileceğim uygun malzemeler arıyor gözlerim. Bu işlerin devamı gelecek gibi gözüküyor.


1 Nisan 2013 Pazartesi

PAZAR GAZETESİN'DEN KESTİKLERİM



Ben gazete okuduğumda beğendiğim yazıları kesip saklıyorum. Teknolojinin bu kadar ilerlediği bir çağda bu davranışın biraz dinazor devrinden kalma bir davranış olarak algılanacağını biliyorum ama ben seviyorum kesip saklamayı. Zaten gerçek gazeteyi bir pazar günü okuyabiliyorum. Diğer günler teknolojiden yararlanıp internet üzerinden okuyabiliyorum. Sabah işe giderken görüyorum  insanların kapısındaki sepetlerde mis gibi kokan taze ekmek ile gazeteler bulunuyor. Ekmek kokusu gazete kokusuna karışıyor. Ben gazetenin kokusunuda çok seviyorum bu arada. Ama benim sepetim bomboş. Pazar günü hariç tabi. Kahvaltı yaparken mis gibi kokan gazeteyi açıp okumak benim pazar keyiflerim arasında. Sizde bu konuda eminim benim gibi düşünüyorsunuzdur. İşte pazar günü gazeteleri bir taraftan okurken bir taraftanda beğendiğim yazıları kesiyorum. Bu hafta kestiklerimden bir kaç tanesi.




Ahmet Ertuğ'un fotoğraf sergisi ile ilgili bir yazı. Fotoğraflar elektirik santrallerinin ve terk edilmiş yapılardaki estetiğin fotoğrafları. Ben sergiyi görmek için sabırsızlanıyorum. Çünkü gerçekten o kocaman sanayi yapılarında muthiş bir estetik ve güzellik var. Zaten meslek yaşamımda bir sanayi yapısının renovasyon projesini gerçekleştirmeyi çok istiyorum. Santral İstanbul bu konuda favorim. Birde İzmit Yolu'ndaki Nuh Çimento binası. Bu binayı bana verseler nasıl bir proje yaparım diye hayal etmek hoşuma gidiyor. Neyse bu konuları sevenler için bu sergi kaçmaz.


Ahmet Hakan yazmış iyi eğlencenin 10 altın kuralı. Bence 10 kuralda uygulanabilir doğru tespitler.



Ayrıca yazar Nilgün Belgün'ün tek kişilik oyununa gitmiş. Çok beğenmiş. Valla ne diyeyim bu yazıyı okuduktan sonra ben oyuna mutlaka gitmeliyim dedim.


Ajda Pekkan'ın yazılarınıda severek takip ediyorum. Tavsiyeleri görüşleri düşünceleri oldukça ilginç ve aydınlatıcı bence. Şimdilerde kendi ruh hallerini içinde yatan kadınları yansıttığı bir kolleksiyon hazırlamış ve internette satışa sunacakmış. Oldukça ilginç geldi bana. 


Bu hafta içinde kırtasiye fuarı varmış. Bu çoğumuzun ilgi alanı ve gitmekten çok kişi hoşlanacaktır. Daha önce hiç gitmemiştim. Fırsat bulursam gideceğim.


Kurtuluş Savaşı'na katılmış nice kahramanlarımız var. Bunlardan biri 12 yaşında onbaşı ünvanı almış Nezahat Hanımmış. Bu yazı bu hanımın hayatı ile ilgili. Daha önce hiçbir yerde bu konuda bir şey okumamıştım. Düşünüyorumda Kurtuluş Savaşı içinden böyle kaç tane kahramanlık öyküsü çıkar acaba.



  
Ece'nin hayatı ile ilgili karikatürlerde çok eğlenceli. Kestiklerimi asetatlatıp american servis yapmayı düşünüyorum.




Birde bu karikatür çok hoşuma gitti.