30 Ekim 2012 Salı
SAÇ BANDI
Ben amerikan bezini çok seviyorum. Dokusu duruşu rengi çok hoşuma gidiyor. İşte bu saç bandınıda elimde kalan amerikan bezinden yaptım.
Romantik bir duruşu olsun istedim.
Dantel ipinden çiçekler ördüm. Saç bandı şeklini verdiğim bezin üzerine diktim ve boncuklarla süsledim.
Bandın arkasını lastik toka ile birleştirdim.
Yaz akşamları beyaz bir elbise ile çok şık olacağını düşünüyorum.
27 Ekim 2012 Cumartesi
DOĞANIN RENKLERİ
Doğanın bize gösterdiği renklere bakarmısınız. Allahım bu ne renk uyumu.
Fuşya rengi gövde, mor meyveler ve yeşil yapraklar.
Bu ne güzel bir bitki sizcede öyle değilmi?
24 Ekim 2012 Çarşamba
KAZAK VE YAKA
Küçükken aklımda hep kazaklarıma bir şeyler dikmek vardı. Hatta bileziğimin boncuklarını bir kazağıma dikmiştim. En çok o kazağımı seviyor ve giyiyordum.
O günler aklıma gelince böyle bir kazağım varmı değiştirbilirmiyim diye bakınmaya başladım. Daha önce yakası açık diye hiç giyinmediğim bu kazağı buldum.
Yakası açık olduğundan yakasına birşeyler yapayım dedim ve pazardan aldığım lacivert dantel yakayı kazağa diktim.
Önce eflatun ile lacivert bir araya gelirmi diye düşündüm. Ancak son senelerde renkler karma bir şekilde kullanıldığından öylede kötü gözükmedi gözüme.
Birde renk renk taşlardan oluşan broşumu takınca renk cümbüşüm tamamlandı.
21 Ekim 2012 Pazar
DANTEL İPLİĞİ İLE ÖRGÜ
Salaş bir görüntüsü olması için kalın şiş kullandım.
Gelgelelim örmek o kadar kolay değil ip ince şiş kalın olunca ilmek kaçırma çok oluyor. Söküp söküp yeniden örmek gerekiyor. Yani sabır işi fakat bir sekron tutturduğunuzda çok zevkli bir işe dönüşüyor. Bende ip bitene kadar ördüm.
Bitince elimde bir kaşkol uzunluğu kadar bir parça oldu. Şimdi bunu nasıl kullanabilirim diye sormaya başladım. Bir boyunluk yapma fikri aklıma geldi.
Çeşitli bloglarda rastladığım kumaşları birbirine ekleyip büyük bir çember oluşturulup boyuna dolamak fikri bana çok şık göründü. Ördüğüm parça dolamak için küçüktü. Elimde bulunan pazardan aldığım tül parçası ile birleştirdim.
Boyunluğum hazır havalar iyice soğumadan kullanmaya başladım.
Bu yöntem ile salaş bir balıkçı kazağı örmek istiyorum ancak şimdilik gözüm yemiyor. Ama bir bakarsanız başlamışım ve bitirmişim. Örersem onuda burda paylaşcağım söz.
8 Ekim 2012 Pazartesi
PELİT YAĞMURU'NA TUTULDUK...
Dün Belgrad Ormanı'na yürüyüşe gittik. Ben bu ormanı çok seviyorum. Çoçukluğumdan beri hafta sonları uğrak yerlerimizdendir. Rüzgarını, güneşini, karını, ağaçlarını, çiçeklerini, kurbağlarını,sazlıklarını ezberledim artık. Her mevsimini yaşadım. Şehir içinde böyle bir alana sahip olmak aslında çok büyük bir nimet. Baraj gölü çevresinde yürüyüşünüzü yapıp pikniğinizi yapabiliyorsunuz ve tertemiz orman havası ile oksijen deponuzu dolduruyorsunuz.
Yapraklar daha sararmasa da sonbahar gelmeye başladığı için pelit ağaçlarındaki o şirinmi şirin meyveler dökülmeye başlamış.
Ama ne dökülme resmen yağmur şeklinde. Rüzgar estiğinde patır patır dökülüyorlardı. O sezsiz ormanda oluşturdukları sesler dinlenesi insanın içine huzur veren cinstendi. Ancak kafamıza isabet ettiğinde biraz acı verdiler. Ama gerçekten görülmeye de dinlenmeye de değerdi. Ormanın sesi olmuştu pelit yağmuru.
Meyveleride o kadar şık ve sonbaharın simgesi gibiler. Ben bir torba topladım artık bir sürü şey yaparım. İnternette araştırınca bu meyvelerin sağlık açısından da bir sürü faydası olduğu gördüm. Sadece dıy çalışmalarında kullanımlarının yanında sağlık açısından yararlarının olması beni şaşırttı. Aslında doğada olan herşeyin bir faydası var. Buna şaşırmamak gerek. Doğada bizim için neler neler var.
Görmek, bilmek, bulmak, yaşamak gerek.
5 Eylül 2012 Çarşamba
ELDİVEN ÖRDÜM
Çukurcuma'da gezerken eski eşyalar satan bir dükkanın vitrininde 1900 lü yıllardan kalma dantel örgü eldiven gördük. Benim tepkim bunu ben örerim olunca arkadaşım hemen siparişini verdi. Bende isterim örebilirsen bana da bir tane öreceksin dedi.
Bende tabi hemen çalışmalara başladım. Açıkcası nasıl örüldüğü hakkında hiçbir bilgim yoktu. Kafama göre takıldım. Önce parmakları teker teker ördüm. Daha sonra gövdeyi ördüm ve bilekte bitirdim.
Arkadaşımada aynısının krem rengini ördüm. Şimdi gören herkes sipariş veriyor.
Eskiler gibi günlük hayatta kullanılmasa da özel bir davette mesala bir kır düğününde çiçekli bir elbise, hasır şapka ile çok hoş bir kombin olur. Tabi gelinlik ile de kullanılabilir.
14 Ağustos 2012 Salı
FİLM DEĞİL ŞEHİR TURU
Tesadüf eseri bu Fransız yapımı bu film ile karşılaştım. Filmin adı ÇOCUKLARIMIN BABASI.
Ancak baştan şunu söyleyeyim bu filmde öyle aman aman insanı sürükleyip giden bir konu yok. Bu film bir Paris gezisi. Daha filmin ilk sahnesinden Paris Sokaklarında dolaşıyorsunuz.
Film bir Fransız yönetmenin işi aile hayatı üzerine kurulmuş. Ancak sahneler kopuk kopuk. İlk sahnede oyuncu bir iş gününün son saatlerinde bankadan çıkıyor ve cep telefonu ile konuşarak arabasını park ettiği yer kadar yürüyor. Bu yürüyüş sırasında filmi izleyenlerde Paris sokaklarında dolaşıyor.
Tavsiyem oyuncunun ne konuştuğu ile değil sokakları seyredin. Gerçekten güzel binalar dükkanlar ve şehir mekanları yakalayabilirsiniz.
Arbasına binip ailesinin yanına Paris'e yakın kırsal bölgedeki evine gidiyor.
Bu kırsaldaki ev çok güzel. Ev iki bloktan oluşuyor. İki blok arasında bir açık alan bulunuyor. İlk blok yaşama alanı. İkinci blokta yatak odaları bulunuyor. Evin önünden taş bir yol geçiyor ve yoldan sonra bir nehir bulunuyor. Evin manzarası bu nehir.
O kadar dinlendirici ve sakin bu evde yaşamak istiyor insanın canı.
Yatak odalarının bulunduğu blokta odalara bahçeden bir merdiven ile açık bir koridordan ulaşılıyor.
Yönetmenin Paris'teki evide eski tavanları yüksek bir bina.
Odalar geniş bir sofaya açılıyor ve her birinde bir şömine bulunuyor. Pencereleri gerçek Fransız balkonu.
Karakterin işyeride eski bir bina.
Büyük geniş demir kapı ile girildikten sonra bir sokağa geçiliyor ve apartman girişleri buradan yapılıyor. Öyle tahmin ediyorumki bu alana açılan bir çok apartmanın girişi bulunuyor. Filmde daha bir çok mimari detay güzel mekanlar yer alıyor. Yani tam benlik. Ben böyle filmleri seyretmeyi seviyorum. Bu film bence gişe yapacak bir film değil bir festival filmi havası var. Bunun için filmi seyeredecekseniz bu mekanları detaylar için seyredin derim. Yoksa çok sıkılır ve seyretmekten vazgeçersiniz.
Ancak baştan şunu söyleyeyim bu filmde öyle aman aman insanı sürükleyip giden bir konu yok. Bu film bir Paris gezisi. Daha filmin ilk sahnesinden Paris Sokaklarında dolaşıyorsunuz.
Film bir Fransız yönetmenin işi aile hayatı üzerine kurulmuş. Ancak sahneler kopuk kopuk. İlk sahnede oyuncu bir iş gününün son saatlerinde bankadan çıkıyor ve cep telefonu ile konuşarak arabasını park ettiği yer kadar yürüyor. Bu yürüyüş sırasında filmi izleyenlerde Paris sokaklarında dolaşıyor.
Tavsiyem oyuncunun ne konuştuğu ile değil sokakları seyredin. Gerçekten güzel binalar dükkanlar ve şehir mekanları yakalayabilirsiniz.
Arbasına binip ailesinin yanına Paris'e yakın kırsal bölgedeki evine gidiyor.
Bu kırsaldaki ev çok güzel. Ev iki bloktan oluşuyor. İki blok arasında bir açık alan bulunuyor. İlk blok yaşama alanı. İkinci blokta yatak odaları bulunuyor. Evin önünden taş bir yol geçiyor ve yoldan sonra bir nehir bulunuyor. Evin manzarası bu nehir.
O kadar dinlendirici ve sakin bu evde yaşamak istiyor insanın canı.
Yatak odalarının bulunduğu blokta odalara bahçeden bir merdiven ile açık bir koridordan ulaşılıyor.
Yönetmenin Paris'teki evide eski tavanları yüksek bir bina.
Odalar geniş bir sofaya açılıyor ve her birinde bir şömine bulunuyor. Pencereleri gerçek Fransız balkonu.
Karakterin işyeride eski bir bina.
Büyük geniş demir kapı ile girildikten sonra bir sokağa geçiliyor ve apartman girişleri buradan yapılıyor. Öyle tahmin ediyorumki bu alana açılan bir çok apartmanın girişi bulunuyor. Filmde daha bir çok mimari detay güzel mekanlar yer alıyor. Yani tam benlik. Ben böyle filmleri seyretmeyi seviyorum. Bu film bence gişe yapacak bir film değil bir festival filmi havası var. Bunun için filmi seyeredecekseniz bu mekanları detaylar için seyredin derim. Yoksa çok sıkılır ve seyretmekten vazgeçersiniz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










